8525CJ28QMU20161220131

Özel Bankalar Bizi Yalnız Bıraktı

2 004 yılında Emlak Konut GYO tarafından başlatılan Hasılat Paylaşım Modeli, inşaat sektörüne dinamizm kazandırmıştı. Bu gelişmeden en çok yararlananlardan biri de finans sektörü olmuştu. Ancak aynı finans sektöründeki özel bankalar, inşaat sektörünün girdiği durgunlukta bir kenara çekilmeyi tercih etti. Bankaların inşaat konut sektörüne sunduğu nakit proje finansman kredileri, bireysel konut kredileri ve gayrı nakdi kredi (teminat mektubu vb.) verme şartlarını son 1,5 yılda tek taraflı olarak kendi lehlerine değişti. Ülkemizdeki vasıflı veya vasıfsız bireylerin istihdam edilmelerinde en fazla katkıyı sağlayan sektörümüz, konut üretme ve istihdam yaratma hamlesinde, finans dünyasının mevcut kuralları değiştirmesi ile müşkül durumda bırakıldı. Mesela; nakit proje kredilerinin teminatı yakın zamana kadar, yüzde 50’si kefalet yüzde 50’si ipotek ve senet şeklindeydi. Ancak son zamanlarda, önceden alınmış olanlar dahil kredilerin teminatı olarak yüzde 100 ipotek şartı aranmaktadır. Önceleri inşa halinde olan projelerde müteahhit payına düşen bağımsız bölümler teminat olarak kabul edildiği halde, son dönemde bunlar da teminat olarak kabul edilmemektedir. Yakın zamana kadar sadece kefalet ile verilen teminat mektupları, ipotek teminatına bağlanmaktadır. Önceden alınmış teminat mektupları için de müteahhitlerin daha önce proje finansmanı gibi farklı sebeplerle vermiş oldukları ipotekler teminat kapsamına alınmaktadır. Bunun sonucunda ipoteklerin kaldırılması için müteahhidin ilgili proje finansman borcunu ödemesi yeterli gelmemekte, bankaya olan vadesi gelmemiş gayrı nakdi kredi ve sair teminat bedellerinin de depo edilmesi veya vadesinden önce ödenmesi aranmaktadır. Müteahhitlerin satışlarda müşterilerine kolaylık sağlamak adına bankalarla yaptıkları anlaşmalar çerçevesinde kullandırdıkları avantajlı krediler için müteahhitlerden alınan kefaletler, vadesi gelmeyen taksitler dahil olmak üzere müteahhidin borcu gibi kabul edilerek risk kapsamına alınmıştır. Müteahhit adına kayıtlı diğer taşınmazlar üzerine konulan ipotekler, bu risklerin teminatı olarak algılandığından, ipotek fekkinde ilgili müşteri konut finansman kredisi geri ödemelerine bağlı olarak gecikmeler yaşanmaya başlamıştır. İpotek teminatı alınırken önceleri reel değerlerin yüzde 80-85’i civarında çıkartılan ekspertiz değerleri yüzde 50’ler civarına indirilmiştir. Tüm bu etkenler bir arada değerlendirildiğinde, herhangi bir müteahhit şirketin 1 birim borcuna karşılık vermesi gereken gayrimenkullerin reel değerleri eski duruma göre 3-4 kat artmıştır.

INDER Yönetim Kurulu Baskanı

Nazmi Durbakayım

Herkes Fedakarlık Yapmak Zorunda

17 Ağustos depreminden bu yana tam tam 20 yıl geçti. Aradan geçen bu süre sonunda yüzde yüz başarıya ulaştığımızı söylemek mümkün değil. Maalesef atılan her adımda, çıkarılan her kanun veya yönetmelik gibi uygulamada çeşitli engellerle karşılaşıldı. Deprem riskini ve çarpık yapılaşmayı ortadan kaldırmak için hazırlanan yönetmelik ve yasalar, maalesef hem bireylerin hem de fi rmaların kişisel çıkarları nedeniyle istenildiği şekilde ve ölçüde kullanılamıyor. ‘Kat Mülkiyeti Kanunu’nun ardına sığınan bireyler ise birkaç metrekare uğruna dönüşüm projelerini kilitleyerek yüzlerce hak sahibini tabut binalarda yaşamaya mahkum edebiliyor. Arsa sahipleri can güvenliklerini ikinci planda tutarak daha fazla rant ve pay derdine düşerken, kurumsallaşamamış fi rmalar kentsel dönüşüm için devletin sunduğu imkanları rant uğruna suiistimal ediyor. Diğer taraftan mevcut ekonomik koşullarda bile yaptığı sözleşmelere bağlı kalarak projelerini tamamlama gayreti içindeki müteahhitler her türlü fedakarlığı yaparken kriz nedeniyle fi zibilitesi kalmayan projelerdeki arsa sahiplerinin de şapkalarını önlerine alıp bir kez daha düşünmesi gerektiğine inanıyoruz. 20 -30 yıl önce riskli bina yapan müteahhitler hiçbir vicdani muhasebe yapmadı. Vicdani muhasebe yapmamalarından öte kendi yaptıkları binalara çürük raporu alarak tekrar kentsel dönüşüm projelerinde yer aldılar ve daha da büyük suç işlediler. Maalesef her iki kesimin de yaptıkları yanına kar kaldı, kalıyor. Türkiye’deki yaklaşık 1,5 milyon riskli binanın dönüşümü için herkesin fedakarlık yapması gerektiğinin bir kez daha altını çizmek gerekir. Arsa/daire sahipleri değişen ekonomik koşullara göre hazırlanacak sözleşmelerde can güvenliğini ön plana alacak şekilde fedakarlık yapmalı. Yaptığı binalar depremde hasar gören, mevcut yönetmeliklere göre proje yapmayan müteahhitler zaman aşımı olmaksızın adalet karşısında hesap vermeli ve sektörden dışlanmalı. Devletimiz ise son yıllarda ortaya çıkan ekonomik şartları göz önüne bulunduracak teşviklerle, kentsel dönüşüm için varını yoğunu harcayanlara destek vermeye devam etmelidir

INDER Yönetim Kurulu Baskanı

Nazmi Durbakayım

Kıvılcım Alev Almaya Başladı

Merkez Bankası (TÇMB), faiz oranlarını yüzde 19,75’e düşürerek başta gayrimenkul olmak üzere tüm sektörün önünü aydınlatacak bir meşalenin kıvılcımını çaktı. Merkez Bankası’nın çaktığı kıvılcım, Ziraat Bankası ve Vakıfbank’ta karşılık gördü. İki kamu bankasını konut kredi oranlarını psikolojik sınır olan yüzde 1’in altına düşürmesi sektörün uzun vadede destekleneceğini işaret ediyor. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta da, bankanın düşük faiz vadesini 180 aya yani 15 yıla çıkarmış olması. Uzun vadede düşük faiz politikası, istikrarlı bir ekonominin ve inşaat sektörünün en önemli ipuçlarından biridir. Diğer önemli bir nokta ise faiz indiriminin konut fi yatlarında revizyon yapılmadan önce gelmiş olması. Bilindiği gibi birçok konut üreticisi geçen yıldan bu yana konut fi yatlarında büyük bir revizyona gitmedi. Düşük maliyetlerle yaptıkları/devam ettikleri projelerdeki cazip fi yatları müşterilerine sunmaya devam ediyor. Fiyat revizyonu için herkes yılın son çeyreğini bekliyor. Buna ek olarak alternatif yatırım araçlarında da gayrimenkul lehine bir hareket gözlemleniyor. Dövizdeki düşüş eğiliminin devam etmesini, mevduat faizlerine de gözle görülür bir gerileme olmasını bekliyoruz. Yani tüketici açısından mükemmel bir zemin hazırlanmış oldu. Beklentimiz bu kıvılcımın özel bankalar nezdinde de destek görmesi ve sektörü aydınlatacak bir meşaleye dönmesi yönündedir. Ayrıca kredi faizlerinin sıfır konut dediğimiz ilk satışlara uygulanması da biz konut üreticileri için önem arz etmektedir. Nitekim inşaat sektörünün içinde bulunduğu darboğazın aşılmasında bu durum büyük önem arz etmektedir.

INDER Yönetim Kurulu Baskanı

Nazmi Durbakayım

Sektörümüz Gülen Yüzlü Abi’sini Kaybetti

1967 yılında kurulan İstanbul İnşaatçılar Derneği’ne (İNDER) en uzun süreli hizmet veren, sektörün gelişmesine en çok katkıda bulunan büyüğümüz, Abi’miz Abdullah Baysal’ı üzücü bir trafik kazasında kaybettik. Sevgili Abi’mizi kaybetmiş olmanın sarsıcı acısını yaşıyoruz. Yeri doldurulamayacak bir beyefendiydi. Kendine has üslubu ile doğru bildiği her fikri çekinmeden söyleyecek kadar dürüst, yanlış bir fikri çekinmeden ama kibar bir dille eleştirecek kadar açık sözlüydü. Sektörü biz yapı müteahhitleri kadar önemseyen bir iş ruhuna sahipti Abdullah Abi’miz. Sektörü yakından ilgilendiren hiçbir konferans, panel ve toplantıyı kaçırmaz, elinden gelen gücü ve zamanıyla İNDER adına takip ederek sektöre katma değer sağlayacak fikir ve düşünceleri özümserdi. Herkese örnek olacak insani kişiliği ve umudu her görüşmemizde, hepimize yansırdı. Bitmek bilmeyen neşesi ve sevgisini bir sabah aldığımız o acı telefonla birlikte bir anda kaybettik sandım. Ancak dernek merkezinin kapısından içeri her adım atışımda, odasından çıkıp kucaklayan halini ve yüzündeki nurlu gülümsemesini görüyorum. Sen bizim için hep yaşayacaksın Abdullah Abi… Sizlerin huzurunda merhuma bir kez daha Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilerim.

INDER Yönetim Kurulu Baskanı

Nazmi Durbakayım

Muhasebe Zamanı

Güzel bir bayram geçirdik. Artık önümüze bakma zamanı. Yaklaşık bir yıldır içinde bulunduğumuz durum, sektörümüz için detaylı bir ‘muhasebe yapma’ imkânı sağladı. Bu süreç içinde inşaat sektörünün içinde bulunduğu durumu, çözüm önerilerini, sektörün yol haritasını detaylı olarak ele aldık. Piyasada bir durgunluk süreci, bize muhasebe yapma fırsatı verdi. Sektör yaşananlardan ders çıkardık ve yeniden yapılanma yaşıyoruz. Yapım sürecinden fi nans sistemine kadar yeni bir dönem başladı. Her kriz kendi fırsatlarını doğurur, bu dönemde bizim için fırsat olabilir. Yapı müteahhitleri, aşırı lüks ve büyük metrekarelerden kaçınmaya başladı. Aidat giderlerini düşürecek önlemler aldı. Daha da önemlisi yeni bir yapım modeline geçmek için çalışmalarını hızlandırdı. Sektörde kalıcı olan yapı müteahhitlerinin teknik ve mali gücüne göre sınıfl andırılması düzenlemesi bakanlık eliyle yapıldı. Sektöre geç de olsa disiplin geldi. Müteahhitlikle ilgili yeni düzenlemeyle hem nitelikli binalar yapılacak, hem de planlı şehirleşme olacak. İsteyen istediği yerde yığınlar yapamayacak. Artık, stok konutlar yerine ihtiyaca dönük konutlar ve ticari yatırımlar yapılacak. Son dönemde şirketlerimiz daha da direnç kazandı. Yaşanan her olumsuzluk, deneyimlerimizi arttırarak bir sonraki evrede daha da dirençli hale gelmemizi sağladı. Öz kaynaklarını devreye alarak ayakta kalanların dışında, sektördeki zayıf halkalar ayıklanarak yarınlar için daha güçlü bir piyasa oluşuyor.

INDER Yönetim Kurulu Baskanı

Nazmi Durbakayım

Teşekkürler

İnşaat sektörünün saygın marka temsilcilerinin, teveccüh edip şahsımı 3’ncü kez İNDER Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçmelerinden onur duydum. Sektörümüzün içinde bulunduğu süreçte, güç birliğinin önemini ortaya koyan bu kararın hakkını verebilmek için her zamankinden daha fazla gayret göstereceğimi bilmenizi isterim.

Olağanüstü genel kurul toplantımızı yaparken görüştüğüm meslektaşlarımın halen devam eden azmi ve çabaları, sektörümüzün içinde bulunduğu darboğazdan dimdik ayakta çıkacağımızı gösterdi. Nitekim bu sektöre gönül vermiş meslektaşlarımın önerileri ve çabalarıyla yeni bir dönemin başlangıcını yaptık.

Geçtiğimiz dönemlerde, sektörümüzdeki temel yapının güçlendirilmesi başta olmak üzere artan ivmesinde yol almasını sağlamak için piyasa düzenleyici makamlarla sıkı işbirliği içindeydik. Nitekim son bir yıl içinde gayretlerimizin sonucunu aldık. Sektörümüzün kırılganlığını azaltıcı ve güven endeksini artırıcı yasal çalışmalar devreye girdi.

Derneğimizin girişimleri ve bakanlığımızın çalışması sonucunda, artık bu sektöre gönül verenlerin hak ettiği bir yapının temeli atıldı. Haksız rekabetin olmadığı bir ortamda, Türkiye’ye yakışır projelerin müjdesi olan yeni dönemde, tüm meslektaşlarıma ve yönetim kurulundaki arkadaşlarıma bir kez daha başarı dilerim.

Sektörde Yeni Bir Sayfa Açılıyor

21 Mart 2019 itibarıyla Emlak Bank’ın Emlak Katılım Bankası olarak tekrar faaliyet göstermesi, sektörümüz açısından büyük önem taşıyor. Yıllardır, inşaat sektöründe ihtisas bankasının olmasının öneminin altını çizmiştik. Nihayet isteğimize kavuştuk.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Murat Kurum’un çok önem verdiği Emlak Katılım Bankası sektörümüzü rahatlatacak ve önünü açacaktır. Emlak Katılım Bankası Genel Müdürü Sayın. Deniz Aksu’nun da sektöre yeni ufuklar açacak hamleleri süratli bir şekilde yapacağından hiç şüphemiz bulunmamaktadır.

Bu güne kadar münhasıran sektörümüzün finansal sorunlarını çözmek için proje üreten bir bankanın olması gerektiğini dile getiriyorduk. Bu ihtiyacımızın köklü bir geçmişi olan Emlak Bankası’nın uzantısı olan ve ‘Katılım Bankası’ şeklinde faaliyet göstermesi sektörümüzün açısından ayrı bir ehemmiyet taşımaktadır. Emlak Katılım Bankası’nın faaliyete geçmesi ile birlikte, inşaat sektörünün yurtiçinde ve dışında tekrar eski gücüne kavuştuğunu gösteren projeler art arda geleceğine inanıyoruz.

Emlak Katılım Bankası’nın gayrimenkul fonu oluşturarak sektöre taze finansal kaynak aktaracağı günleri de sabırsızlıkla bekliyoruz. Erişilebilir konut üretimi için potansiyel arsa geliştirilmesi konusunda da sektöre destek vereceği günleri gözlüyoruz. Bankanın ayrıca konut üretici ve arsa sahibinin birlikte geliştirecekleri projelerde fizibilite hazırlayıp rapor sunması, en büyük katkılarından biri olacaktır.

Hepimize hayırlı uğurlu olsun.

Hak Eden Yapı Müteahhidi İtibarına Kavuşacak

Yapı Müteahhitliği Yönetmeliği ile sektörde yeni bir sayfa açılıyor. Gerek sektörümüz gerekse nihai tüketiciler; sektörün en önemli kriterlerini yerine getirmeyen bir takım müteşebbisler nedeniyle birçok kez ağır bedeller ödedi. İş tecrübesi olmayan, mali yapısı bozuk olan, mesleki etik kuralları hiçe sayan bir takım müteşebbislerin yıllar boyunca sektörde faaliyet göstermemesi gerektiğinin altını çizdik. Bu işe bir disiplin getirilmesini dillendirdik ve önerilerde bulunduk. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, uzun ve detaylı bir çalışmadan sonra, bu sorunumuzu da çözdü. Bu konuda Başta Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Murat Kurum olmak üzere çalışmalarda emeği geçen herkese müteşekkiriz. Yeni yönetmelik ile birlikte sektöre zarar verenlerin ortan kalkacağını, kangrene dönüşen yaraların iyileşeceğini düşünüyoruz.

Ülkemizdeki 250 binin üzerindeki yapı müteahhitti olmasından da kaynaklanan, çözmemiz gereken 5-6 milyon riskli yapı stokunu da hiçbir zaman göz ardı etmiyoruz. Riskli yapı stoku müteahhit ve hak sahibinin hep birlikte, seferberlik halinde çözümlemesi gereken bir sorun. Müteahhitlik sektöründe uygun bir klasman yapılmasını, riskli yapı stokunun artık artmayacağının ve mevcut stokun daha rasyonel olarak bertaraf edileceğinin müjdecisi olarak görüyorum.

Sektörde iş yapan müteahhitler, samimiyetle kendilerine mevcut 5-6 milyon riskli yapının oluşmasında katkılarının olup olmadığını sorması gerekiyor. Riskli yapı yapanların, verdikleri bu zarar için telafi imkanı doğmuştur. Bireysel hataların yanı sıra, sistemin boşluk ve eksiklerinden faydalanan zümrelerin yarattığı tahribatın bedellerinin de tüm müteahhitlik sektörüne ödetilmesi de büyük haksızlık olur. Bu zümrelerin de vicdan muhasebelerini yaparak varsa bir borçları, bu seferberlik onların borçlarını ödemeleri için bir fırsat olacaktır..

Yapılanma Yılı Olacak

2019’a büyük umutlarla girdik. Bir yandan satış hedefl erimizi tutturmaya çalışırken diğer yandan sektördeki yapılanma çalışmalarına son hızla devam ediyoruz. Yapılanmanın ilk ayağını kendimizde gerçekleştirdik. Sadece İstanbul ve çevresindeki yapı müteahhitlerine hitap eden İNDER’i tüm yurt sathına açtık. 2019 yılında 81 ile ulaşarak meslektaşlarımıza da hizmet vereceğiz. Ülke genelini yakından ilgilendiren Afet Yasası ve İmar Barışı gibi konularda da derneğimizden destek isteyen fi rmalarımıza daha iyi hizmet verebilmek ve inşaat sektöründeki misyonumuzu Türkiye sathına yaymak için tüzük değişikliği yaparak İNDER isminin ‘İnşaatçılar Derneği’ olarak değiştirdik ve Türkiye’nin her yerinden üye kaydına başladık.

Sektörü çok yakından ilgilendiren ikinci yapılanma’ çalışmaları ise iki koldan devam ediyor. İlk olarak konut projesi üretiminde yeni bir sistemin hayata geçmesi için çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Yeni hayata geçecek projelerin devamlılığını garantiye alacak ve son tüketici açısından mağduriyetleri ortadan kaldıracak yeni bir sistemin çatısını oluşturmak için yasal düzenlemeler için ilgili kurumlara rapor hazırladık. Bu kapsamda projelerin uluslararası piyasalarda SPV (Special Purpose Vehicle) adı verilen iş ortaklığı veya ortak girişim benzeri ‘işe özel geçici şirketler’ altında geliştirilmesi için girişimlerimiz başladı. Bu sistemde arsa sahipleri de bu şirketlere hissedar olacak ve proje fi nansmanının teminatı olarak da SPV şirketinin hisseleri fi nans şirketlerine (bankalara) rehin edilecek. Sektördeki yeniden yapılanmanın ikinci ayağı ise bakanlığımız tarafından hazırlanıyor. İnşaat sektörünün güvenirliliğini ve sürekliliğini sağlayacak ikinci adımı atan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ‘Yapı müteahhitlerinin sınıfl andırılması ve kayıtların tutulması hakkında yönetmelik taslağı’ hazırladı. Taslağın son halini alması ve yasallaşmasıyla birlikte artık herkes inşaat yapamayacak. Proje gerçekleştirecek müteahhitler için belirli ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterlilik aranacak.

Beklentiler ve Umut Yılı

Sektör için 2019 yılı için umut yılı olacak. Yurtiçi satışların 1,5 milyon seviyelerinde yurtdışı satışların ise 50 bin seviyelerinde olacağını düşünüyoruz. Bu beklentilerimizin, umutlarımızın gerçekleşmesi için ise sektörü yakından ilgilendiren mikro ekonomik verilerin ve bazı yasal düzenlemelerin olması gerektiğini biliyoruz.

Yılın ilk üç aylık sürecinde, yani yerel seçimlerle birlikte yeni bütüncül politikaların devreye girmesini bekliyoruz. Bu kısa dönemde planlama ve kentsel dönüşüm uygulamaları için stratejilerin masaya yeniden yatırılacağını ve uzun zamanlı politikaların oluşturulacağını umuyoruz.

Yılın genelindeki beklentilerimizde ise şöyle: – Yabancı satışların rekora koşması ve ülkemize döviz kazandırmamız için müktesep hak konusunda somut adım atılması gerektiğini; yurtdışı satışların ihracat sayılmasının yabancıya satışları teşvik edeceğini,

– Yabancı kurumsal ticari gayrimenkul yatırımcısını teşvik amacıyla gayrimenkul yatırım fonlarına da KDV, harç vb. destekler verileceği,

– Bireysel mevduat faizlerinin, konut satışlarının önündeki engel olmaktan çıkacağı,

– Kentsel dönüşümde bütüncül uygulamalar yapılacağı ve mağduriyetleri önlemek adına projelere bazen garantörlük, bazen yatırım yaparak finansmanı konut satış hızından arındıracak modellerin kurulması için kamu politikaların belirleneceği,

– 1. El konutlarda vergi ve tapu harcı indirimlerinin kalıcı olacağı,

– Konut stokunun eritilmesi ve konut yatırımcısını geri kazanabilmek adına gelir vergisinde ve değer artışı vergisinde indirim yapılacağı,

– Yapı müteahhitlerinde sınıflamanın yapılacağı,

– Gayrimenkul sertifikalarını teşvik edici ve özendirici önlemlerin alınacağı temennisinde bulunarak sağlıklı, mutlu, kazançlı bir yıl olmasını dilerim.

Konut Üreticileri ‘İhracatçı’ Sayılmalı…

Bu yılın ilk 10 ayında gerçekleşen 30 bin 431 adetlik yabancıya satış rakamı, konut talebinin sürekli olduğunu ancak şartların uygun olması durumunda gerçekleşebileceğini gösteren önemli bir veridir. Yılın ilk 10 ayında yabancılara yapılan 30,4 bin adetlik konut satışı, geçen yılın 12 ayında gerçekleşen 22,2 bin adetlik satış rakamının çoktan aştı. Yılsonuna kadar bu rakamın 40 bin seviyesini aşmasını bekliyoruz. Geçen yıl 22 bin 234 konut satarak yaklaşık 4 milyar dolar dövizi girişi sağladık. Eğer bu konut satış miktarını 50 bin adede çıkarabilirsek, Türkiye ekonomisine sadece 1 yıl içinde yaklaşık 10 milyar dolarlık döviz girişi sağlayabiliriz. Buna ek olarak yabancıların sahip oldukları konutlar için alacakları mobilya, beyaz eşya ve diğer yan ürünlerle bu rakam 15 milyar dolara çıkar. Konut satışlarının ihracat kapsamına alınması ve inşaat sektörüne uygun ihracat kredisi verilmesi yönünde adımların atılması; konut satışından 15 milyar dolarlık hedefi çok daha yukarılara taşıyacaktır.

Vatandaşlık için 1 milyon dolarlık konut alım şartının 250 bin dolara indirilmesi, yabancı alımlarını ateşleyen ana unsurlardan biri oldu. Diğer taraftan döviz kurlarının yabancılar ve tasarrufunu dövizde değerlendiren Türk vatandaşları lehine gelişme göstermesi de bu rekor artışın bir diğer nedeni oldu.

Bu kapsamda, hem yurtdışında yerleşik vatandaşlarımız hem de Körfez gibi Rusya gibi yabancı yatırımcıların konut alımları büyük oranda artış gösterdi. Yabancı alımlarının önünü açan teşvik ve ekonomik gelişmeler gibi şartlar, yurtiçi satışlarda da oluşturulursa iç satış rakamları da benzer bir ivme gösterir.

Diğer taraftan konut üreticilerinin de teşvik edilmesi en azından ihracatçı vasfına kavuşması, hedefimizi çok daha yukarılara, 50 milyar dolarla taşır. Unutmamak gerekir ki, ihracat; üretilen ürünü fiili olarak yurtdışına yollayıp döviz getirmek değildir. İhracat ülkeye döviz girdisi sağlayacak ürün ve hizmet üretmektir.

Orda Bir Ev Var Uzakta…

Ekonomik literatüre göre insanoğlunun üç temel ihtiyacı vardır; yiyecek, barınak ve giyecek. İnsanoğlu binlerce yıldır bu üç temel ihtiyaç için çalışır. Dünyanın her yerinde durum aynıdır. Her aile toplam gelirini hesaplar ve bu üç temel ihtiyaçları liste başına koyar. Bütçesini bunlara göre ayarlar ve bütçesinden geriye kalanı; sağlık, eğitim, ulaştırma, eğlence, tatil ve ev ihtiyaçları gibi diğer harcamalara ayırır.

Türkiye’de bu standart bütçe planlaması son 10 yılda büyük bir değişime uğradı. Üç temel ihtiyaçtan konut ve kira harcaması, 2017 itibari ile yüzde 24,7 oranına ulaşarak aile bütçesinden en çok pay aldı ve listenin en başına ulaştı. Gıda harcaması ise yüzde 19,7 oranı ili ikinci sırada kalırken, yüzde 5 oranına sahip giyecek harcaması yüzde 18,7 orana çıkarak temel ihtiyaç listesini alt üst eden ulaştırma giderinin çok altında kaldı.

Son 10 yıllık değişime bakıldığında ise konut harcamalarının aile bütçesindeki payı yüzde 4,5 azalırken, gıda harcamaları yüzde 21, giyim harcaması ise yüzde 19 azaldı. Ulaştırma harcaması ise aynı dönemde yüzde 50 artış gösterdi.

Diğer taraftan yüzde 2,2 oranına sahip sağlık bütçedeki yerini korurken, yüzde 2,3 oranına eğitim harcamaları yüzde 6,2 çıkan tatil ve yüzde 4,5’a yükselen alkollü içecek harcamalarının altında yer aldı.

Sonuç olarak her zaman dile getirdiğim gibi; Türk insanı olarak başını sokacak yuvası için her türlü fedakarlığı gösteririz. Hatta sahip olacağımız ev ne kadar uzakta olursa olsun fark etmez. Ona sahip olmak için kuru soğan ve ekmek yemeye razı oluruz.

Güç Birliği Tüm Türkiye’ye Yayıldı

Yaşadığımız süreç, ‘Birlikten Güç Doğar’ cümlesinin ne kadar doğru bir özdeyiş olduğunu gösterdi. Bugüne kadar ülkemiz birçok kez ekonomik ve siyasi abluka altına alındı. Ancak hepimiz elimizi taşın altına koyduk ve ‘Ben’ yerine ‘Biz’ dedik. Bugün olduğu gibi hepsini alnımızın akıyla atlattık. Türkiye üzerine kurulan her oyunda, her baskıda Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları, kendisinden beklenen bilgi ve cesaretle görevini yerine getirmek için kolları sıvadı…

Tüm Türkiye ve tüm sektörler güçlü ve bilgili önder liderliğinde bir araya gelerek büyük bir sinerji oluşturdu. İnşaat sektörünü temsil derneklere bağlı her üyenin özveriyle desteklediği ‘Türkiye İçin Kazanç Vakti’ kampanyasıyla alım gücü zayıflayan vatandaşlarımıza sıcak bir yuva sağlandı. Maliyetlerin yüzde 50 arttığı bir süreçte, paylaşımcı ruhumuz ortaya konuldu ve güçlü duruşumuz tüm dünyaya bir kez daha gösterildi. Kampanyaya katılan her firma satışlarını en az yüzde 10 artırdı. Ancak bu kampanyanın en büyük artısı manevi kazanım oldu.

Kampanyanın duyurulmasından hemen sonra Türkiye’nin birçok yerinden İNDER’e üyelik talepleri gelmeye başladı. Anadolu’nun en ücra köşesindeki meslektaşlarımız, kampanya ile konut satmaktan ziyade, Türkiye ekonomisine yapılan saldırıya karşı oluşturduğumuz güç birliğine destek vermek istedi. Sadece 112 üyeden oluşan İNDER’de yaklaşık 30 firma 100’ü aşkın projesiyle kampanyaya katılım sağlamaya karar verdi. Emlak Konut GYO’nun şartlarını kendi özel projelerine uyarlayan üyelerimizin bazıları taksitlendirmeyi kendi bünyelerinde yaparken bazı üyelerimiz anlaşmalı bankalarla 120 ay ve 0,98 faiz imkanını sunmaya başladı.

Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum’un liderliğinde başlatılan bu kampanya ile Türkiye ekonomisinin dinamosu olan inşaat sektörü, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi sağlıklı ve güçlü bir şekilde çalışmasını sürdürmeye devam edecek. İNDER olarak; 2018’i ‘Kar değil ar yılı’ olarak görüyoruz.

Önce Türkiye Ekonomisi Sonra Sektörler

 

Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Murat Kurum’un, devletin 100 günlük eylem planı içinde yer alan icraatları, gayrimenkul sektörünün uzun vadedeki sorunlarının tam olarak çözümüdür. Bakanlığın ele alacağı nitelikli müteahhit; sosyal konut hamlesi, tamamlama sigortası (tüketicinin korunması), müktesep hak (yatırımcının korunması) gibi başlıklar gayrimenkul sektörü olarak özlemle beklediğimiz hamlelerdi. Bu adımlar atıldığında gayrimenkul sektörünün temeli iyice sağlamlaşır ve üzerine inşa edilecek inşaat sektörü her türlü iç ve dış güçlere ilelebet dayanabilir.

Ancak şu anda asıl görevimiz, tüm dünyanın izlediği ve Türkiye ekonomisine karşı açılan ekonomik saldırıyı bertaraf etmek ve kazanmaktır. Buna benzer bir saldırıyı Cumhuriyetin ilk yıllarında da yaşamıştık. Ulu önder Kemal Atatürk’ün Kurtuluş savaşında dış güçlerin fi ziki/silahlı saldırısında uyguladığı stratejiyi, şimdi biz aynı güçlerin başlattığı ekonomik saldırıda da uygulamalıyız. Yani “hattı müdafaa yerine sathı müdafaa yapmalıyız”.

Daha sonra tüm sektörler bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. İnşaat sektörü olarak biz öncelikle malzeme alış ve konut satışındaki tüm para birimlerini Türk Lirası’na çevirmeliyiz. Yapım sözleşmelerindeki dövize bağlı ithal malzemelerin yerine yerli malzeme kullanmalıyız. Bu süreçte mali yapımızı korumak için döviz cinsinden borçları da Türk Lirası’na çevirmeliyiz.

Diğer taraftan ekonomik saldırıyı püskürtmek için sektörün dayanıklılığını ve gücünü korumalıyız. Bunun için ise mali çözümleri içeren kısa vadeli adımlar atmalıyız. Mesela sektördeki öncelikli sorunu olan nakit sıkışıklığı için Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) devreye alınması, tüm sektörün gücünü artıracaktır diye düşünüyoruz. Bu kapsamda sadece konut sektörüne özel 6-7 milyar TL’lik bir KGF paketinin veya mevcut KGF paketi içinden sektöre kullandırılmak üzere bir miktarın ivedilikle devreye alınması gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Buna ek olarak konut kredisi faiz oranlarının kamu ve inşaat fi rmaları tarafından sübvanse edilerek psikolojik sınır olan aylık bazda yüzde 1’in altına indirilmesi için çok acil bir hamle yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Yaşanan ekonomik gelişmelerin yabancıya satışta yarattığı sorunlara da çözüm bulmak gerekir. Vatandaşlık hakkı verilmesi için gerekli olan 1 milyon dolarlık konut satışı şartındaki miktarın daha az miktarda ve TL bazında olmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

Bizden Birisi

24 Haziran seçimleri, yeni bir Türkiye’nin kapısını açtı. Tüm Türkiye, tek bir çatı altında birleşerek hedeflerine ilerleyeceğini gösterdi. Bu süreçte artık ‘ben’ değil ‘biz’ denilmeye başlanacak. Kurumlar, bireysel refah seviyesini daha yükseğe taşımak için daha da özverili olacak. Güçlü ve yüksek refah seviyesine erişen taban üzerinde yükselen ‘Yeni Bir Türkiye’ modeli hayata geçtiğini düşünüyoruz.

‘Yeni Bir Türkiye’ sürecinde, sektör olarak bizi birinci dereceden ilgilendiren husus, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, kimin atanacağıydı. Emlak Konut GYO’da 10 yıla yakın görev yapan ve kurumu uluslararası boyutlara taşıyan Sayın Murat Kurum’un inşaat sektörüne ivme kazandıracak isim olarak Bakanlar Kurulu’nda yer alması, tüm sektörde çok olumlu karşılandı.

Yeni yönetim şeklinin vermiş olduğu dinamizme yabancı olmayan ve sektörümüzün
önünü açacak hamleleri çok iyi bilen Sayın Murat Kurum’un görevini en iyi şekilde yapacağına inancımız sonsuzdur. İhtiyaçları kaynağından bilen birinin aramızdan çıkması, sektöre yeni ufuklar açacaktır.

Sektörün en eski STK’sı İNDER olarak, bu güne kadar olduğu gibi Yeni Çevre
ve Şehircilik Bakanımızı tebrik eder, yeni görevinde daha da büyük başarılara
ulaşması için Cenabı-ı Allah’tan yar ve yoldaş olmasını dileriz.

Her Şey Çok Güzel Olacak
Ama Beklentilerimiz Var

Seçimlerin 18 ay öne alınması neticesinde, halkımız seçimlere çok yüksek bir katılım oranı ile bayram havasında iştirak ederek demokrasi örneği gösterdi ve neticeyi ikinci tura bırakmadan istikrar ve huzur ile yola devam kararı aldı. Yüksek katılım ve çıkan sonucun mesajları arasında, tüm iş dünyasında olduğu gibi inşaat sektörünün de belirlenen hedeflere daha istikrarlı ve süratli varması gerektiği yer almaktadır.

Bizler, yeni dönemde daha da rasyonel çalışarak, istihdamın ve kalitenin artmasını sağlamak için daha fazla çalışmaya başlayacağız. Ekonomi, fiyat kontrolü ve Türk insanın alım gücünü göz önünde tutan nesiller boyu yaşanacak doğa ile barışık güvenilir projeler gerçekleştirmek için çabamızı artıracağız. Sektörümüzde yer alan yapımcı firmaların mali güç, donanım, teknoloji ve vizyon olarak belli kriterlere sahip olmasının sağlanması adına ilgili bakanlıkların ön gördüğü şekilde, paydaş STK’larla ortak çalışmalara hız vereceğiz. Bunun yanı sıra yurtdışı müşavirlik firmalarımızın gelişmesi için ilgili bakanlığımızla sıkı işbirliği yaparak gücümüzü ortaya koyacağız.

Diğer taraftan inşaat sektörü olarak yeni dönemde hükümetten beklentilerimiz;
bürokrasinin azalması, kentsel dönüşümün önündeki engellerin kaldırılması, dövize bağlı olmayan yerli üretimin daha fazla kullanılmasının teşviki, kredi faiz oranlarının makul düzeylerde gerilemesi, alım satım vergilerinin toplamda yüzde 1’e inmesi, KDV teşviklerinin kalıcı hale gelmesi şeklinde sıralanabilir.

İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) adına, seçim neticelerinin tüm ulusumuza hayırlar getirmesini dilerim.

Herkes Taşın Altına Elini Koydu

Seçimlerin erkene alınmasıyla birlikte beklemeye geçen piyasaları canlandıracak ‘imar barışı’, ‘konut kredi faizlerinde indirim’, ‘KDV indirimi’ gibi devlet teşvikleri, sektör için geçici bir rahatlama sağladı. “Geçici” diyorum; çünkü teşviklerin sınırlı süreli olması ve piyasaların seçimden sonra nasıl bir yön tayin edeceği yine belirsiz.

“Teşviklerini iyisi kötüsü olmaz” diyen çıkabilir. Ancak yine de bu teşviklerin sektördeki etkilerini irdelemek gerekir. Mesela ‘İmar Barışı’ yeni bir temiz sayfanın açılması demektir. Kimse yararlı olmayacağını söyleyemez. Ancak bu İmar Barış kararları alınırken, imar kanunu, yönetmeliği ve plan notlarına uygun olarak hareket eden yasalara saygılı vatandaşların da ödüllendirilmesi düşünülmelidir.

Önerim; bu şekilde aflardan toplanan cezaların bir kısmının o af dönemini kapsayan zamanda yasalara saygılı olarak üretim yapan vatandaşlara ödül olarak verilmesi.

Temennim; bu tarihin bir milat olup, artık bundan sonra ‘AF’lara ihtiyaç olmayacak şekilde yasalara uygun yapılar yapılması, yetkili mercilerin de buna müsamaha etmemesi. Bu İmar Barışı kararlarından sağlanacak fonun kentsel dönüşümde kullanılmasının planlanması, bu kesimdeki tıkanıklığın açılmasına ciddi bir kaynak sağlayacaktır.

Diğer taraftan devletin aldığı diğer teşvik kararlarını çok doğru ve akılcı buluyoruz. Çünkü kamu bankaları vasıtasıyla yapılacak kampanyadaki faiz sübvansiyonu, hem sektörü canlandıracak hem de fazlasıyla devlete geri dönecektir. Kamu bankaları tarafından sübvanse edilerek yüzde 1,2’den yüzde 0,98’e indirilen konut kredisi faizlere bağlı olarak yaklaşık 7-8 milyar liralık konut satışının olacağını öngörüyoruz. Bu iyimser rakamın gerçekleşmesi sonucunda, sadece yüzde 3’lük tapu harcına mahsuben devletin kasasına 200 milyon TL girecektir. Konut satışlarından elde edeceği KDV ile birlikte devletin elde edeceği toplam gelirin ise en az 500 milyon TL olacağı açıktır. Fakat en önemli katkı, sektöre sağlayacağı sinerji ile genele yaygın bir katma değer olacaktır. Özel bankaların da devreye girmesiyle bu sinerjinin daha da büyük olacağını kaçınılmaz olacaktır.

İNDER olarak düşüncemiz ‘Amaç konut stokunun eritilmesi ve Türkiye ekonomisinin dinamosu inşaat sektörünün tekrar harekete geçmesini sağlamak ise kampanyanın oturum veya yaşam amaçlı olup olmadığına bakılmaksızın ilk el piyasasının tamamını kapsaması’ şeklindedir.

Kentsel Dönüşüme Taze Kaynak

Yapıların birçoğunun imar kanunu ve yönetmeliklere uygun şekilde yapılmamalarından dolayı, zaman zaman çeşitli adlar altında imar afları gündeme gelip uygulanmaktadır. Genel anlamda çeşitli nedenlerden dolayı, bu affa ihtiyacı olan binaların meşru hale gelmesi açısından çok olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum.

Ancak bugün ilan edilen ’İmar Barışı’ da bunlardan biri gibi görülse de önemli birkaç misyonu var. Kentsel dönüşüm için gerekli finansman desteği sağlaması üstlendiği misyonlardan birisidir. Sadece sağlam ama iskanı veya ruhsatı olmayan yapıları kapsayan bu af ile birlikte, söz konusu yapılardan alınacak olan harçların ’Afet Yasası’ için gerekli olan kamulaştırma bedeli ve kira yardımı bütçelerine harcanacak olması da sektörümüzde çok güçlü bir görevdeşlik yaratacaktır.

Buna ek olarak ruhsat veya iskana bağlı olarak banka teminat mektuplarında rahatlatma yaşanacaktır. Bilindiği gibi sonrası ruhsat alımından sonra projedeki satılabilir alan veya nevi değişiklik olsa bile, banka teminat mektupları ruhsatın ilk alındığı alan ve nevi üzerinden alınabiliyor. Dolayısıyla, imar affıyla birlikte birçok proje ve yapıda finansman sıkıntılarının aşılması bir diğer olumlu katkı olacaktır.

Diğer taraftan iskandan sonra yasal olmayan tadilatlarla değişen projelerin de kapsama alınmasını umut ediyoruz.

Bakanlığın, sektördeki dar boğazı aşmak için elindeki her kozu verimli bir şekilde kullanması bize daha da güç veriyor. Özellikle riskli binaların bu affa girmemesini son derece olumlu buluyoruz. Artık kimse riskli bina üretmeye cesaret edemeyecektir diye düşünüyorum.

Sektör olarak beklentimiz Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teşvik edici hamlelerine Maliye Bakanlığı’nın da dahil olması… Harçlar ve KDV iadesi gibi sektördeki ivme artırıcı hamlelerin, sektörde gerçek bahar havası yaratmasını dört gözle bekliyoruz.

Sektör Faiz ve Maliyet Arasında Sıkıştı

Y üksek faiz ve yüksek maliyet arasında sıkışan konut fiyatları, aynı süreçte uluslararası finans piyasalarında çembere alınan Türk ekonomisinde oluşan belirsizliğe bağlı olarak yön bulmakta zorlanıyor.

Konut ihtiyacı olanlar öncelikle iki kriteri gözden geçiriyor. Fiyat ve ödeme şartları. Bütçelerine uygun bir konut için ödeyecekleri bedelin kredi faiziyle daha da artmasını istemiyorlar. Mesela geçen yıl gerçekleşen aylık bazlı satışlara baktığımızda, en yüksek satışların faizlerin yüzde 0,70 – 0,80 aralığına indiği dönemler olduğunu görürüz. Geçmiş istatistiklerde de benzer sonuçlar görmek mümkün.

Düşük faiz, hem ihtiyaç duyulan konutu almayı hem de beklemede olan yatırım amaçlı satın almaları harekete geçiren en önemli tetik mekanizmasıdır. Dümene kendimiz geçmediğimiz sürece faiz oranlarının nasıl olacağını bilemeyiz ve konut satışlarının akıbetini tahminde güçlük çekeriz. Tıpkı 2018’deki konut kredisi faizlerinin ne olacağını söylerken olduğu gibi.

Bu yıl faiz oranlarının nasıl bir trend izleyeceğini söylemek kolay değil. Siyasete alet edilen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına bağlı olarak artan baskılar faizlerin aylık bazda yüzde 1’in üzerinde kalacağını gösteriyor.

Bu durumu, belirsizlik şeklinde de tanımlamak mümkün. Çünkü ülke içi siyasi ve ekonomik dinamikler, ekonominin öyle ya da böyle işlediğini gösterirken faiz, döviz, istihdam, cari açık gibi finansal mikro veriler ise çarkların kısa vadede dönmekte zorluk çektiğini işaret ediyor. Ekonomik literatürde kısa vade olarak tanımlanın 1 yıllık süreç, inşaat sektörü gibi genel ekonomide dinamo gören bir sektörü sarsmaya yetiyor.

Her zaman dile getirdiğimiz gibi sektörde kayıtlı olan 250 bin inşaat firmasının büyük çoğunluğu belirsizliğin getirdiği kısır satışların altından kalkamayabilir. Dolayısıyla genel ekonomideki belirsizlik, sektördeki satışları içten içe eritiyor ve sektörde durgunluk olduğunu işaret ediyor. Siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle dalgalanma gösteren ve belirsizliğin ana faktörü faiz oranlarını sabitlemek ise bizim elimizde. Uluslararası fon sağlayıcılardan temin edilen sendikasyon kredilerinin, faiz üzerindeki hakimiyetini kırmak için ikincil piyasaları devreye almak gerektiğini her platformda dile getiriyorum.

Konut Kredisi Faizlerini Düşürmek Bizim Elimizde

T ürk ekonomisini daha yukarı çıkarmak için çaba harcarken, küresel faiz lobileri yine hareket geçti. Faizlerin yükseltilmesine yönelik uluslararası finans kuruluşlarının talebi, yangına körükle gitmekten başka bir anlama gelmez. Zaten hali hazırda gayrimenkul sektöründeki durgunluğun ana sebeplerinden biri olan konut kredisi faiz oranlarının yüksek olmasıdır. Konut ihtiyacı halen çok fazla ancak faizlerdeki belirsizlik alım kararlarının ertelenmesine ve ötelenmesine neden oluyor.

Başta İstanbul olmak üzere birçok büyük şehrimizde var olan konut ihtiyacı halen karşılanmadı. Diğer taraftan yatırım amaçlı konut talebi de beklemeye geçti. Faizlerin daha da yükselmesi, ekonominin dinamosu olan inşaat sektörüne sarsıcı bir darbe indirmek anlamına gelir. Yüksek faiz, sadece tüketicinin alım kararını olumsuz etkilemekle kalmaz. Aynı zamanda konut üreticilerinin yatırım maliyetlerini de olumsuz etkiler. Tamamen durgunluğuna giren arz ve talep dengesi, Türk ekonomisindeki dengeleri de altı üst eder.

Başarıyla tamamladığımız her bir yılı ayrı ayrı incelendiğimizde, söz konusu başarının tek ortak paydası vardır; o da düşük konut kredi faizidir. Konut ihtiyacı olanlar öncelikle iki kriteri gözden geçiriyorlar. Fiyat ve ödeme şartları. Bütçelerine uygun bir konut için ödeyecekleri bedelin kredi faiziyle daha da artmasını istemiyorlar. Mesela geçen yıl gerçekleşen aylık bazlı satışlara baktığımızda, en yüksek satışların faizlerin yüzde 0,70 – 0,80 aralığına indiği dönemler olduğunu görürüz. Geçmiş istatistiklerde de benzer sonuçları görebilirsiniz. Düşük faiz hem ihtiyaç duyulan konutu almayı hem de beklemede olan yatırım amaçlı satın almaları harekete geçiren en önemli tetik mekanizmasıdır. Siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle dalgalanma gösteren faiz oranlarını sabitlemek ise bizim elimizde. Uluslararası fon sağlayıcılardan temin edilen sendikasyon kredilerinin, faiz üzerindeki hakimiyetini kırmak için ikincil piyasaları devreye almak gerektiğini her platformda dile getiriyorum. Dümene kendimiz geçmediğimiz sürece faiz oranlarının nasıl olacağını bilemeyiz ve konut satışlarının akıbetini tahminde güçlük çekeriz. Tıpkı 2018’deki konut kredisi faizlerinin ne olacağını söylerken olduğu gibi. Umarız siyasete alet edilen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına bağlı olarak artan baskılar, faizlerin aylık bazda yüzde 1’in üzerinde daha fazla kalmasına neden olmaz.

Yeni Rekor İçin Destek Gerekiyor

T ahminimizde tam isabet sağladık. 2017 yılı, 1,4 milyon adetlik konut satışı yapılarak yeni bir rekorla tamamlandı. Tüm olumsuzluklara rağmen iyi bir başarı yakaladık. Ancak asıl başarıyı, istikrarlı ve sürdürülebilir bir satış grafiği ile yakalanabiliriz.

2018 yılından da umutluyuz. Bu yıl için yaklaşık 1,5 milyonluk satış hedefi koyduk. Bu hedefi yakalamak için ekonomik ve siyasi dalgalanmalardan bizi koruyacak desteğe ihtiyacımız var. Sürdürülebilir konut inşaatının önündeki en büyük engellerden biri olan yatırım maliyetinin minimuma indirilmesi için devletin bir hamle yapmasını bekliyoruz. Mütekabiliyet yasası ve yabancılara sağlanan çeşitli muafiyetlerden dolayı, geçen yıl, yaklaşık 23 bin konutu yurtdışına sattık. Bu sayede ülkeye yaklaşık 6 milyar dolarlık bir döviz girdisi sağladık. İnşaat sektörü olarak 2018 için hedeflenen 170 milyar dolarlık ihraç hedefinin yüzde 10’nu üstlenmek için çabalıyoruz. Ama buna rağmen sektör olarak halen ihracat kredilerinden yararlanamadık.

İhraç ettiğimiz ürünler yurtdışına çıkmıyor. Türkiye’de kalıyor. Türkiye’den gayrimenkul alan yabancılar, ürünü kullanmak için Türkiye’ye gelerek döviz akışının devamını sağlıyor. Katma değeri yüksek böyle bir ürün ile Türkiye ekonomisine hizmet veren inşaatçılar maalesef gerekli desteği göremiyor. Arzumuz, Türkiye’ye döviz kazandıran diğer ihracatçılar gibi İhracata Hazırlık Kredisi, İhracata Yönelik İşletme Sermayesi Kredisi ve İhracata Yönelik Yatırım Kredisi gibi maliyetimizi en aza indirecek destekler görmek. Diğer taraftan ucuz konut üretilmesi halinde ve imar durumunun alınmasının müktesep hak (kazanılmış hakların korunması) olması durumunda, konut satışlarının artarak devam edecektir. Uzun vadede Kanal İstanbul, hem yabancı hem de iç satışta patlama yaşatabilir. 2018 yılında Kanal İstanbul’un imar durumu belli olup projeler tasdik edilebilir noktaya gelirse, yabancıya satışta patlama yaşanır.

Tek Çatı Altında Geçen 50 Altın Yıl

2 017 yılı İstanbul İnşaatçılar Derneği’nin (İNDER), sektördeki yerini gösteren güzel bir yıl oldu. Yılların birikimini ve sektörde faaliyet gösteren yüzden fazla yapı müteahhidinin öngörüsünü temsil eden İNDER’in dile getirdiği her konu, ilgili mercilerde layık olduğu ilgiyi gördü. Başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere merkezi ve yerel yönetimlerin referans noktasına oturan İNDER, çarpık ve riskli yapılaşmanın önüne geçilmesi ve sektörde sürdürülebilir dinamizm konusundaki önerileriyle kılavuz olmuştur.

Sektördeki sorunların çözümüne ek olarak, inşaat sektörünün ayrılmaz bir parçası olan yapı malzemeleri sektörüne de destek veren İNDER, söz konusu sektör ile yapı müteahhitlerinin arasındaki köprüyü daha da sağlamlaştıracak ve güçlendirecek girişimlere de ağırlık vermiştir. Sosyal sorumluluk bilincinden taviz vermeyen İNDER, ayrıca akademik çalışmalara destek verirken diğer taraftan kamuoyunun bilgilendirilmesi için çeşitli konferanslar düzenlemiştir.

Yüklendiği misyonu 2018 yılında da sürdürmek için çalışmalarına devam eden İNDER, sektördeki paydaşlarına mikro bazda katma değer sağlayacak atılımlara hazırlanıyor. Veri bazında kaynak sağlayıcı olmak için teknik altyapı hazırlıklarını sürdüren derneğimiz aynı zamanda ArGe araştırmalarına ağırlık veren bir dönemin kapısını açacak.