8525CJ28QMU20161220131

Bizden Birisi

24 Haziran seçimleri, yeni bir Türkiye’nin kapısını açtı. Tüm Türkiye, tek bir çatı altında birleşerek hedeflerine ilerleyeceğini gösterdi. Bu süreçte artık ‘ben’ değil ‘biz’ denilmeye başlanacak. Kurumlar, bireysel refah seviyesini daha yükseğe taşımak için daha da özverili olacak. Güçlü ve yüksek refah seviyesine erişen taban üzerinde yükselen ‘Yeni Bir Türkiye’ modeli hayata geçtiğini düşünüyoruz.

‘Yeni Bir Türkiye’ sürecinde, sektör olarak bizi birinci dereceden ilgilendiren husus, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, kimin atanacağıydı. Emlak Konut GYO’da 10 yıla yakın görev yapan ve kurumu uluslararası boyutlara taşıyan Sayın Murat Kurum’un inşaat sektörüne ivme kazandıracak isim olarak Bakanlar Kurulu’nda yer alması, tüm sektörde çok olumlu karşılandı.

Yeni yönetim şeklinin vermiş olduğu dinamizme yabancı olmayan ve sektörümüzün
önünü açacak hamleleri çok iyi bilen Sayın Murat Kurum’un görevini en iyi şekilde yapacağına inancımız sonsuzdur. İhtiyaçları kaynağından bilen birinin aramızdan çıkması, sektöre yeni ufuklar açacaktır.

Sektörün en eski STK’sı İNDER olarak, bu güne kadar olduğu gibi Yeni Çevre
ve Şehircilik Bakanımızı tebrik eder, yeni görevinde daha da büyük başarılara
ulaşması için Cenabı-ı Allah’tan yar ve yoldaş olmasını dileriz.

Her Şey Çok Güzel Olacak
Ama Beklentilerimiz Var

Seçimlerin 18 ay öne alınması neticesinde, halkımız seçimlere çok yüksek bir katılım oranı ile bayram havasında iştirak ederek demokrasi örneği gösterdi ve neticeyi ikinci tura bırakmadan istikrar ve huzur ile yola devam kararı aldı. Yüksek katılım ve çıkan sonucun mesajları arasında, tüm iş dünyasında olduğu gibi inşaat sektörünün de belirlenen hedeflere daha istikrarlı ve süratli varması gerektiği yer almaktadır.

Bizler, yeni dönemde daha da rasyonel çalışarak, istihdamın ve kalitenin artmasını sağlamak için daha fazla çalışmaya başlayacağız. Ekonomi, fiyat kontrolü ve Türk insanın alım gücünü göz önünde tutan nesiller boyu yaşanacak doğa ile barışık güvenilir projeler gerçekleştirmek için çabamızı artıracağız. Sektörümüzde yer alan yapımcı firmaların mali güç, donanım, teknoloji ve vizyon olarak belli kriterlere sahip olmasının sağlanması adına ilgili bakanlıkların ön gördüğü şekilde, paydaş STK’larla ortak çalışmalara hız vereceğiz. Bunun yanı sıra yurtdışı müşavirlik firmalarımızın gelişmesi için ilgili bakanlığımızla sıkı işbirliği yaparak gücümüzü ortaya koyacağız.

Diğer taraftan inşaat sektörü olarak yeni dönemde hükümetten beklentilerimiz;
bürokrasinin azalması, kentsel dönüşümün önündeki engellerin kaldırılması, dövize bağlı olmayan yerli üretimin daha fazla kullanılmasının teşviki, kredi faiz oranlarının makul düzeylerde gerilemesi, alım satım vergilerinin toplamda yüzde 1’e inmesi, KDV teşviklerinin kalıcı hale gelmesi şeklinde sıralanabilir.

İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) adına, seçim neticelerinin tüm ulusumuza hayırlar getirmesini dilerim.

Herkes Taşın Altına Elini Koydu

Seçimlerin erkene alınmasıyla birlikte beklemeye geçen piyasaları canlandıracak ‘imar barışı’, ‘konut kredi faizlerinde indirim’, ‘KDV indirimi’ gibi devlet teşvikleri, sektör için geçici bir rahatlama sağladı. “Geçici” diyorum; çünkü teşviklerin sınırlı süreli olması ve piyasaların seçimden sonra nasıl bir yön tayin edeceği yine belirsiz.

“Teşviklerini iyisi kötüsü olmaz” diyen çıkabilir. Ancak yine de bu teşviklerin sektördeki etkilerini irdelemek gerekir. Mesela ‘İmar Barışı’ yeni bir temiz sayfanın açılması demektir. Kimse yararlı olmayacağını söyleyemez. Ancak bu İmar Barış kararları alınırken, imar kanunu, yönetmeliği ve plan notlarına uygun olarak hareket eden yasalara saygılı vatandaşların da ödüllendirilmesi düşünülmelidir.

Önerim; bu şekilde aflardan toplanan cezaların bir kısmının o af dönemini kapsayan zamanda yasalara saygılı olarak üretim yapan vatandaşlara ödül olarak verilmesi.

Temennim; bu tarihin bir milat olup, artık bundan sonra ‘AF’lara ihtiyaç olmayacak şekilde yasalara uygun yapılar yapılması, yetkili mercilerin de buna müsamaha etmemesi. Bu İmar Barışı kararlarından sağlanacak fonun kentsel dönüşümde kullanılmasının planlanması, bu kesimdeki tıkanıklığın açılmasına ciddi bir kaynak sağlayacaktır.

Diğer taraftan devletin aldığı diğer teşvik kararlarını çok doğru ve akılcı buluyoruz. Çünkü kamu bankaları vasıtasıyla yapılacak kampanyadaki faiz sübvansiyonu, hem sektörü canlandıracak hem de fazlasıyla devlete geri dönecektir. Kamu bankaları tarafından sübvanse edilerek yüzde 1,2’den yüzde 0,98’e indirilen konut kredisi faizlere bağlı olarak yaklaşık 7-8 milyar liralık konut satışının olacağını öngörüyoruz. Bu iyimser rakamın gerçekleşmesi sonucunda, sadece yüzde 3’lük tapu harcına mahsuben devletin kasasına 200 milyon TL girecektir. Konut satışlarından elde edeceği KDV ile birlikte devletin elde edeceği toplam gelirin ise en az 500 milyon TL olacağı açıktır. Fakat en önemli katkı, sektöre sağlayacağı sinerji ile genele yaygın bir katma değer olacaktır. Özel bankaların da devreye girmesiyle bu sinerjinin daha da büyük olacağını kaçınılmaz olacaktır.

İNDER olarak düşüncemiz ‘Amaç konut stokunun eritilmesi ve Türkiye ekonomisinin dinamosu inşaat sektörünün tekrar harekete geçmesini sağlamak ise kampanyanın oturum veya yaşam amaçlı olup olmadığına bakılmaksızın ilk el piyasasının tamamını kapsaması’ şeklindedir.

Kentsel Dönüşüme Taze Kaynak

Yapıların birçoğunun imar kanunu ve yönetmeliklere uygun şekilde yapılmamalarından dolayı, zaman zaman çeşitli adlar altında imar afları gündeme gelip uygulanmaktadır. Genel anlamda çeşitli nedenlerden dolayı, bu affa ihtiyacı olan binaların meşru hale gelmesi açısından çok olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum.

Ancak bugün ilan edilen ’İmar Barışı’ da bunlardan biri gibi görülse de önemli birkaç misyonu var. Kentsel dönüşüm için gerekli finansman desteği sağlaması üstlendiği misyonlardan birisidir. Sadece sağlam ama iskanı veya ruhsatı olmayan yapıları kapsayan bu af ile birlikte, söz konusu yapılardan alınacak olan harçların ’Afet Yasası’ için gerekli olan kamulaştırma bedeli ve kira yardımı bütçelerine harcanacak olması da sektörümüzde çok güçlü bir görevdeşlik yaratacaktır.

Buna ek olarak ruhsat veya iskana bağlı olarak banka teminat mektuplarında rahatlatma yaşanacaktır. Bilindiği gibi sonrası ruhsat alımından sonra projedeki satılabilir alan veya nevi değişiklik olsa bile, banka teminat mektupları ruhsatın ilk alındığı alan ve nevi üzerinden alınabiliyor. Dolayısıyla, imar affıyla birlikte birçok proje ve yapıda finansman sıkıntılarının aşılması bir diğer olumlu katkı olacaktır.

Diğer taraftan iskandan sonra yasal olmayan tadilatlarla değişen projelerin de kapsama alınmasını umut ediyoruz.

Bakanlığın, sektördeki dar boğazı aşmak için elindeki her kozu verimli bir şekilde kullanması bize daha da güç veriyor. Özellikle riskli binaların bu affa girmemesini son derece olumlu buluyoruz. Artık kimse riskli bina üretmeye cesaret edemeyecektir diye düşünüyorum.

Sektör olarak beklentimiz Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teşvik edici hamlelerine Maliye Bakanlığı’nın da dahil olması… Harçlar ve KDV iadesi gibi sektördeki ivme artırıcı hamlelerin, sektörde gerçek bahar havası yaratmasını dört gözle bekliyoruz.

Sektör Faiz ve Maliyet Arasında Sıkıştı

Y üksek faiz ve yüksek maliyet arasında sıkışan konut fiyatları, aynı süreçte uluslararası finans piyasalarında çembere alınan Türk ekonomisinde oluşan belirsizliğe bağlı olarak yön bulmakta zorlanıyor.

Konut ihtiyacı olanlar öncelikle iki kriteri gözden geçiriyor. Fiyat ve ödeme şartları. Bütçelerine uygun bir konut için ödeyecekleri bedelin kredi faiziyle daha da artmasını istemiyorlar. Mesela geçen yıl gerçekleşen aylık bazlı satışlara baktığımızda, en yüksek satışların faizlerin yüzde 0,70 – 0,80 aralığına indiği dönemler olduğunu görürüz. Geçmiş istatistiklerde de benzer sonuçlar görmek mümkün.

Düşük faiz, hem ihtiyaç duyulan konutu almayı hem de beklemede olan yatırım amaçlı satın almaları harekete geçiren en önemli tetik mekanizmasıdır. Dümene kendimiz geçmediğimiz sürece faiz oranlarının nasıl olacağını bilemeyiz ve konut satışlarının akıbetini tahminde güçlük çekeriz. Tıpkı 2018’deki konut kredisi faizlerinin ne olacağını söylerken olduğu gibi.

Bu yıl faiz oranlarının nasıl bir trend izleyeceğini söylemek kolay değil. Siyasete alet edilen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına bağlı olarak artan baskılar faizlerin aylık bazda yüzde 1’in üzerinde kalacağını gösteriyor.

Bu durumu, belirsizlik şeklinde de tanımlamak mümkün. Çünkü ülke içi siyasi ve ekonomik dinamikler, ekonominin öyle ya da böyle işlediğini gösterirken faiz, döviz, istihdam, cari açık gibi finansal mikro veriler ise çarkların kısa vadede dönmekte zorluk çektiğini işaret ediyor. Ekonomik literatürde kısa vade olarak tanımlanın 1 yıllık süreç, inşaat sektörü gibi genel ekonomide dinamo gören bir sektörü sarsmaya yetiyor.

Her zaman dile getirdiğimiz gibi sektörde kayıtlı olan 250 bin inşaat firmasının büyük çoğunluğu belirsizliğin getirdiği kısır satışların altından kalkamayabilir. Dolayısıyla genel ekonomideki belirsizlik, sektördeki satışları içten içe eritiyor ve sektörde durgunluk olduğunu işaret ediyor. Siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle dalgalanma gösteren ve belirsizliğin ana faktörü faiz oranlarını sabitlemek ise bizim elimizde. Uluslararası fon sağlayıcılardan temin edilen sendikasyon kredilerinin, faiz üzerindeki hakimiyetini kırmak için ikincil piyasaları devreye almak gerektiğini her platformda dile getiriyorum.

Konut Kredisi Faizlerini Düşürmek Bizim Elimizde

T ürk ekonomisini daha yukarı çıkarmak için çaba harcarken, küresel faiz lobileri yine hareket geçti. Faizlerin yükseltilmesine yönelik uluslararası finans kuruluşlarının talebi, yangına körükle gitmekten başka bir anlama gelmez. Zaten hali hazırda gayrimenkul sektöründeki durgunluğun ana sebeplerinden biri olan konut kredisi faiz oranlarının yüksek olmasıdır. Konut ihtiyacı halen çok fazla ancak faizlerdeki belirsizlik alım kararlarının ertelenmesine ve ötelenmesine neden oluyor.

Başta İstanbul olmak üzere birçok büyük şehrimizde var olan konut ihtiyacı halen karşılanmadı. Diğer taraftan yatırım amaçlı konut talebi de beklemeye geçti. Faizlerin daha da yükselmesi, ekonominin dinamosu olan inşaat sektörüne sarsıcı bir darbe indirmek anlamına gelir. Yüksek faiz, sadece tüketicinin alım kararını olumsuz etkilemekle kalmaz. Aynı zamanda konut üreticilerinin yatırım maliyetlerini de olumsuz etkiler. Tamamen durgunluğuna giren arz ve talep dengesi, Türk ekonomisindeki dengeleri de altı üst eder.

Başarıyla tamamladığımız her bir yılı ayrı ayrı incelendiğimizde, söz konusu başarının tek ortak paydası vardır; o da düşük konut kredi faizidir. Konut ihtiyacı olanlar öncelikle iki kriteri gözden geçiriyorlar. Fiyat ve ödeme şartları. Bütçelerine uygun bir konut için ödeyecekleri bedelin kredi faiziyle daha da artmasını istemiyorlar. Mesela geçen yıl gerçekleşen aylık bazlı satışlara baktığımızda, en yüksek satışların faizlerin yüzde 0,70 – 0,80 aralığına indiği dönemler olduğunu görürüz. Geçmiş istatistiklerde de benzer sonuçları görebilirsiniz. Düşük faiz hem ihtiyaç duyulan konutu almayı hem de beklemede olan yatırım amaçlı satın almaları harekete geçiren en önemli tetik mekanizmasıdır. Siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle dalgalanma gösteren faiz oranlarını sabitlemek ise bizim elimizde. Uluslararası fon sağlayıcılardan temin edilen sendikasyon kredilerinin, faiz üzerindeki hakimiyetini kırmak için ikincil piyasaları devreye almak gerektiğini her platformda dile getiriyorum. Dümene kendimiz geçmediğimiz sürece faiz oranlarının nasıl olacağını bilemeyiz ve konut satışlarının akıbetini tahminde güçlük çekeriz. Tıpkı 2018’deki konut kredisi faizlerinin ne olacağını söylerken olduğu gibi. Umarız siyasete alet edilen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına bağlı olarak artan baskılar, faizlerin aylık bazda yüzde 1’in üzerinde daha fazla kalmasına neden olmaz.

Yeni Rekor İçin Destek Gerekiyor

T ahminimizde tam isabet sağladık. 2017 yılı, 1,4 milyon adetlik konut satışı yapılarak yeni bir rekorla tamamlandı. Tüm olumsuzluklara rağmen iyi bir başarı yakaladık. Ancak asıl başarıyı, istikrarlı ve sürdürülebilir bir satış grafiği ile yakalanabiliriz.

2018 yılından da umutluyuz. Bu yıl için yaklaşık 1,5 milyonluk satış hedefi koyduk. Bu hedefi yakalamak için ekonomik ve siyasi dalgalanmalardan bizi koruyacak desteğe ihtiyacımız var. Sürdürülebilir konut inşaatının önündeki en büyük engellerden biri olan yatırım maliyetinin minimuma indirilmesi için devletin bir hamle yapmasını bekliyoruz. Mütekabiliyet yasası ve yabancılara sağlanan çeşitli muafiyetlerden dolayı, geçen yıl, yaklaşık 23 bin konutu yurtdışına sattık. Bu sayede ülkeye yaklaşık 6 milyar dolarlık bir döviz girdisi sağladık. İnşaat sektörü olarak 2018 için hedeflenen 170 milyar dolarlık ihraç hedefinin yüzde 10’nu üstlenmek için çabalıyoruz. Ama buna rağmen sektör olarak halen ihracat kredilerinden yararlanamadık.

İhraç ettiğimiz ürünler yurtdışına çıkmıyor. Türkiye’de kalıyor. Türkiye’den gayrimenkul alan yabancılar, ürünü kullanmak için Türkiye’ye gelerek döviz akışının devamını sağlıyor. Katma değeri yüksek böyle bir ürün ile Türkiye ekonomisine hizmet veren inşaatçılar maalesef gerekli desteği göremiyor. Arzumuz, Türkiye’ye döviz kazandıran diğer ihracatçılar gibi İhracata Hazırlık Kredisi, İhracata Yönelik İşletme Sermayesi Kredisi ve İhracata Yönelik Yatırım Kredisi gibi maliyetimizi en aza indirecek destekler görmek. Diğer taraftan ucuz konut üretilmesi halinde ve imar durumunun alınmasının müktesep hak (kazanılmış hakların korunması) olması durumunda, konut satışlarının artarak devam edecektir. Uzun vadede Kanal İstanbul, hem yabancı hem de iç satışta patlama yaşatabilir. 2018 yılında Kanal İstanbul’un imar durumu belli olup projeler tasdik edilebilir noktaya gelirse, yabancıya satışta patlama yaşanır.

Tek Çatı Altında Geçen 50 Altın Yıl

2 017 yılı İstanbul İnşaatçılar Derneği’nin (İNDER), sektördeki yerini gösteren güzel bir yıl oldu. Yılların birikimini ve sektörde faaliyet gösteren yüzden fazla yapı müteahhidinin öngörüsünü temsil eden İNDER’in dile getirdiği her konu, ilgili mercilerde layık olduğu ilgiyi gördü. Başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere merkezi ve yerel yönetimlerin referans noktasına oturan İNDER, çarpık ve riskli yapılaşmanın önüne geçilmesi ve sektörde sürdürülebilir dinamizm konusundaki önerileriyle kılavuz olmuştur.

Sektördeki sorunların çözümüne ek olarak, inşaat sektörünün ayrılmaz bir parçası olan yapı malzemeleri sektörüne de destek veren İNDER, söz konusu sektör ile yapı müteahhitlerinin arasındaki köprüyü daha da sağlamlaştıracak ve güçlendirecek girişimlere de ağırlık vermiştir. Sosyal sorumluluk bilincinden taviz vermeyen İNDER, ayrıca akademik çalışmalara destek verirken diğer taraftan kamuoyunun bilgilendirilmesi için çeşitli konferanslar düzenlemiştir.

Yüklendiği misyonu 2018 yılında da sürdürmek için çalışmalarına devam eden İNDER, sektördeki paydaşlarına mikro bazda katma değer sağlayacak atılımlara hazırlanıyor. Veri bazında kaynak sağlayıcı olmak için teknik altyapı hazırlıklarını sürdüren derneğimiz aynı zamanda ArGe araştırmalarına ağırlık veren bir dönemin kapısını açacak.