Kent, Makyaj Değil Zihniyettir.
Türkiye’de şehir inşa etme konusunda deneyimimiz çok, ama şehir kurma konusunda yolumuz
hâlâ uzun. Çünkü bina yapmakla şehir kurmak arasındaki farkı çoğu zaman kavrayamıyoruz.
Modern kentlerimiz, önceden düşünülmemiş bir yapbozun parçaları gibi: Herkes kendi binasını
yaptı, ama ortada birleşince anlamlı bir bütün ortaya çıkmadı. Çünkü o bütünü düşünen,
geçmişle bağ kurarak geleceği tasarlayan bir üst akıl hiç oluşmadı.
Bu ülkenin şehirleri her 30-40 yılda bir yıkılıp yeniden yapılıyor. Her seferinde aynı heyecanla,
aynı aceleyle ve aynı hatalarla... Kentsel dönüşüm, aslında bir sıçrama fırsatıydı: Şehirlerin
kimliğini yeniden tanımlamak, depreme dayanıklı yapılarla insan hayatını korumak, estetik,
işlevsellik ve kültürel sürekliliği sağlamak mümkündü. Ama biz bu süreci çoğu zaman salt
“müteahhitlik faaliyeti”ne indirgedik. Sadece “kaç metrekare kazandırırız” diye baktık; nasıl bir
yaşam kurduğumuzu, nasıl bir kültürel hafızayı sürdüreceğimizi sorgulamadık.
Biz müteahhitler olarak, bir bütünün parçasını üretmekle görevliydik. Ama önce o bütün
düşünülmeliydi. Bütünü olmayan bir yapbozda, parçalar yan yana geldiğinde bir karmaşadan
başka bir şey çıkmaz. Bugün şehirlerimize baktığımızda gördüğümüz tam da budur: Karakteri
olmayan, kimliği silinmiş, birbirine yaslanmış ama birbirine ait olmayan yapılar...
Ve daha acısı: Yaptıklarımız, bir zamanlar hor görüp küçümsediğimiz o eski yapılardan bile daha
kötü oldu.
O “eski” dediğimiz evler, sokaklar, hanlar, camiler... Hepsi bir medeniyetin izlerini taşıyordu. Biz
onları küçümsedik, yıktık. Yerine koyduklarımız ise ruhsuz, estetikten uzak ve geçici yapılar
oldu. Böylece sadece mimariyi değil, hafızayı, aidiyeti, anlamı da yıktık.
Üstelik bütün kaynaklarımızı da bu yık-yap döngüsünde harcadık.
Şehirleri yenilemek için kullanılan devasa ekonomik kaynakları eğitime, bilime, kültüre
ayırabilseydik, bambaşka bir ülkemiz olurdu.
Her 30 yılda bir bina yapıp yıkmak yerine, her 30 yılda bir toplumun zihniyetini dönüştürseydik;
bugün çok daha üretken, özgür, bilinçli bir nesil yetiştirmiş olurduk.
Ama biz çocuklarımızı ihmal edip vitrinimizi düzelttik. Oysa şehir, süslenmesi gereken bir makyaj
değil; düşünülmesi gereken bir zihniyettir.
Bugün Avrupa’nın 200-300 yıllık şehirlerine hayranlıkla bakıyoruz. Ama o şehirlerin güzelliği,
sadece taştan değil; o taşın ardındaki fikirden, estetik terbiyeden, kolektif akıldan geliyor. Bizse
her seferinde daha kötüsünü yaparak, sadece geçmişimizi değil, geleceğimizi de kaybediyoruz.
Artık şu gerçeği kabul etmenin zamanı geldi: Kent, sadece binalarla kurulmaz. Kent; kültürle,
estetikle, eğitimle, uzlaşıyla ve hafızayla inşa edilir.
Ve o hafıza bir kez silinince, onu geri getirmek çok zordur.
Anadolu’ya 1071’de girdik.
Ama hâlâ yerleşemedik.
Kemal Sevgili - İç Mimar
Sevgili Yapı Yönetim Kurulu Başkanı
İNDER Yönetim Kurulu Üyesi
© 2025 İnder™. Tüm Hakları Saklıdır.